
‘‘Fareler ve insanlar arasındaki fark şudur: Fareye labirentin sonunda elektrik çarparsa, onu bir daha o labirente sokamazsınız’’ (Skinner, 1959)
Bundan yüz yıl önce yayınlanan “Haz İlkesinin Ötesinde” (1920), Sigmund Freud’un özel yaşamının izlerini en çok taşıyan metinlerinden biri olmuştur. Freud, o zamanlar bir buçuk yaşındaki torununun evde kendi kendine oynadığı bir makara oyunundan yola çıkarak, makaranın gidip gelişinin aslında annenin gidip gelişinin temsili olduğunu düşünür. Fırlattığı makara yatağa her düştüğünde bebeğin görüş alanından çıkar ve ipinden çektikçe geri gelir. Bu esnada bebek “Gitti!” diye bağırır, “Geldi!” diye coşkulanır. Bu sembolik oyunla çocuk annesinin yokluğuyla başa çıkmayı, bu acı verici deneyimi bir oyuna çevirerek öğreniyordur. Terk edilmek pek tabii keyifli bir geri dönüşün başlangıcı da olabilir. Bu bakımdan, acıyı tekrarlamak, durumu anlamlandırma ve üzerinde kontrol ve hakimiyet elde etme çabasına hizmet ediyor diye düşünülebilir.
Metnin giriş bölümünde Freud sorar: ‘‘İnsan bilerek veya tamamen bilinçdışı mekanizmalarla yaşamı boyunca niçin simgesel anlamda aynı örselenmeyi tekrar tekrar yaşamaya yönelir?” Ve burada, haz doyumu gerçekleşmediği halde benzer deneyimleri tekrar tekrar yaşamakta olan ısrarımızı “yineleme zorlantısı” (repetition compulsion) olarak kavramsallaştırır. Kişi, başına gelen yaralayıcı olayı bir şekilde benzer koşullar yaratarak – geçmişi adeta tüm dekor, kostüm ve senaryosuyla yeniden sahneye koyar -travmanın yarattığı etkileri gidermeyi amaçlar. Örneğin; kişi geçmiş deneyimlerinden yola çıkarak romantik ilişkilerin can yakıcı olduğuna ve insanların güvenilmez varlıklar olduğuna inanmışsa, kendini çoğu zaman farkında olmaksızın hep bu düşünceleri doğrulayacak türden yeni ilişkilerin içinde bulabilir.
Bu tekrarların kökeni çocuklukta aldığımız narsisistik yaralara kadar uzanır. Freud aynı metninde yineleme zorlantısını travmatik nevrozlarla örneklendirir: “Her insani ilişkinin aynı sonuca çıktığı böyle kimseler vardır; birbirlerinden ne kadar farklı olsalar da himayelerindekiler tarafından bir süre sonra, nankörlüğün acılarını tatmak kaderleriymiş gibi tamahkârlıkla terk edilen iyilikseverler, her dostlukları dostlarının kendilerine ihanetiyle sonuçlanan adamlar, yaşamları boyunca sayısız kez bir kimseyi kendileri üzerinde ya da kamu için bir otorite konumuna yücelten ama belli bir süre sonra onları, yerlerine başkasını getirmek için deviren kişiler, kadınlarla her ilişkileri aynı aşamalardan geçip aynı şekilde sonlanan âşıklar, vb.”
Peki tüm bu yinelemeler nihai olarak neyi hedefler? Geçmişte bize haz vermemis deneyimin bugün haz verebilme ihtimaline mi tutunuruz? Ya da aynı olayi tekrar başka kişiler, başka yerler ve başka anlarda sahneleyerek bu kez farklı sonuçlar almayı mı umarız? Freud’a göre ruhsal yaşamda egemenliğini sürdüren haz ilkesi, psişik aygıttaki uyarılmaların sayısında bir azalışı sağlamayı hedefler. Yani psikanalizin bu başat ilkesi, ruhsal dünyamızdaki gerilimi olabildiğince az tutma çabasını ifade eder.

Freud, Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında savaştan dönen askerlerde belirgin bir şekilde gözlenen travmaları incelemiş ve gözlemlediği vakaları savaş nevrozu (günümüzdeki adıyla PTSD) olarak adlandırmıştır. Bu hastalar, savaşta yaşadıkları dehşet verici olayları semptomlarında ve rüyalarında sürekli olarak yinelemekteydiler. Elbette bu durum Freud’a göre ruhsal yaşama egemen olduğuna inandığı haz ilkesiyle bir karşıtlık içindedir. Travmatik nevrozlarda belirgin ve yogunlasmis sekilde gorulse de, yineleme zorlantisinin her insanda bulunduğu fikrindedir.
Haz ilkesi üzerinden bakıldığında, kişinin yalnızca deşarj olmayı, gerilimin haz ile azaltılmasını değil, aynı zamanda yaşadıklarını idrak edebilmeyi, acı ve hoşnutsuzluk verse bile karşısında ne olduğunu bilmeyi de aradığı söylenebilir. Yinelemenin mümkün kıldığı ise bağlanma yoluyla aranan bilgi, kişiyi etkileyen tüm uyaranlarla, karşılaştığı tüm gerçeklikle ilgilidir. Bu nedenle tekrarlar içsel bir düşünme ve bilme arzusu içerir. Başka bir deyişle, Freud’un burada önerdiği şey, kişinin yalnızca haz ilkesi tarafından değil, aynı zamanda gerçekliği zihinsel olarak kavrama arzusu tarafından da motive edildiğidir.
Yineleme zorlantısının tetikleyicileri elbette her birey icin farklı olacaktır. Psikoterapi sürecinde, çoğunlukla erken çocukluk döneminde yaşanmış travmatik yaşantıların terapist eşliğinde bilince getirilmesi ile kisinin içsel dünyasına dair farkındalık kazanması amaçlanır. Travmanın olduğu yere tekrar gidilir. Zaman zaman yinelenen rüyalar, çağrışımlar bir kaynak olurken bazen de transferans yoluyla terapist ve danışan ilişkisinde bu tekrarlar görünür olur ve kişide bu kısır döngüye dair farkındalık oluşur.
Freud, S. (2009). Haz ilkesinin ötesinde ben ve id (A. Babaoğlu, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları.
Gültekin, A. C. (2021). FREUD VE HEİDEGGER’DE KAYNAĞA DÖNÜŞ TEMASI. FLSF Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, (31), 561-576.
https://www.sciencedirect.com/topics/social-sciences/repetition-compulsion